---- Ben hep su altının renkli dünyasını merak ederek büyüdüm.
---- Su altında aradığım ve bulduğum özgürlük ve huzurun belgesi su altı fotoğraflarım.
---- Ben hem dalışı hem de fotoğrafçılığı amatör bir ruhla ama profesyonel düşünerek yapmayı arzu ediyorum.
---- Bizler kendimizi yansıtan uğraş ya da hobilerle otuzlu yaşlarda tanıştık ve kendimizi keşfedebildik.
---- Türkiye’nin görsel kodları neler diye bir kısıtlamanın da yanlış olacağını düşünüyorum. Çünkü fotoğraf benim için bir anın o onda size neler hissettirdiği ile doğru orantılı, yani siz nasıl görüyor iseniz öyle yansıtıyorsunuz.
---- Aslında her dalışımda aynı heyecanı yaşıyorum, ilk defa dalıyorum hissini hiç kaybetmedim.
---- Tüm kurallara uymak zorundasınızdır su altında, hataya yer yoktur su altında, ancak her dalgıcın tecrübe düzeyine bağlı olarak kişiselleşmiş bir su altı tavrı olabilir.
Bir rüya düşünün içinde güzelliklerin hiç eksik olmadığı... İşte sayın Tenekeci'nin yaşantısı da aynen öyle...
Cennet güzelliğindeki yerleri su altında fotoğraflayarak ülkemizdeki eksiklikleri bir nebze olsun gideriyor... Bizlere de güzel ve keyifli anlatımlarda bulunuyor.
O kadar güzel anlatımları oluyor ki, sanki o anı tekrar tekrar yaşıyor.
Dalgıç aynı zamanda su altı fotoğrafçısı olan Sayın Erkan Tenekeci ile güzel ve keyifli bir röportajda bulunduk. Sorduğumuz bütün sorulara tek tek cevap veren Sayın Tenekeci; röportajımızın dışında da genç fotoğrafçı ve dalgıçlara tavsiyelerde bulundu.
Geçmişten gelen birikimi ile sorularıma yanıt veren Sayın Tenekeci'ye teşekkür ediyorum.
Erkan Tenekeci kimdir? Sizi tanıyabilir miyiz?
42 yaşındayım, kamu personeliyim, evliyim ve bir oğlum var. Ankara’da yaşıyorum.
Su altında çekilen fotoğraflarda Türkiye'de sayılı kişilerden olduğunuz bilinen bir gerçek? Neden su altı?
Önce teşekkür ederim, beni bu değere layık gördüğünüz için. Benim iki dünyam var; birisi yaşadığım yeryüzü, havasını soluduğum, suyunu içtiğim, para kazandığım, ailemle mutlu olduğum. Diğeri düşlerimi, hayallerimi ve içimde yaşatmaya çalıştığım yaşam sevincimi hissettiğim su altı. Su altı özgürlük ve huzur demek benim için. İşte beni su altına çeken bu özgürlük ve huzur.
Su altı fotoğrafçılığında başarılı olabilmek için neler gerekli?
İyi bir dalış eğitimi almanız gerekiyor öncelikle, bu eğitimin getirdiği bilgi ve becerinin tam kullanılması ve de teknik donanım gerekli. Teknik donanımdan kasıt; su altı fotoğrafçılığının gerektirdiği ekipmanların olması; bu ekipmanlar içinde en önemli olanlar su altının yetersiz ışık kaynağını giderecek düzeyde ekstra ışık kaynaklarının kullanılması gerekmektedir. Ayrıca; bildiğimiz fotoğraf makinelerinin su altında kullanılması için case keys; houseing yani yüksek basınçlara dayanıklı su altı fotoğraf makinesi kabı olması gerekmektedir. Bunun dışında fotoğraflılıkla ilgili tüm teknik bilgilere sahip olmalısınız. Su altında fotoğraf çekebilmek için bu teknik bilgiler yanında su altını da iyi tanımanız gerekiyor. Mesela akıntının yönünü tespit edebilmek çok önemli ve canlıların tüm özelliklerini bile bilmek, yaşam alanlarına dair bilgilere sahip olmak lazım, sonrası hayallerinizi su altı dünyasına bırakmak.
Dalgıçlığınızın da olduğunu biliyoruz? Bu heves nereden geldi? Bilgiler verebilir misiniz?
Çocukluğumda seyrettiğim Kaptan Custo belgeselleri ile başlar su altı merakım. Ki o dönemde televizyonlar siyah, beyaz ve tek kanalıydı, renkler solgundu ve de bir sonraki programı seyretmek için günlerce beklemek gerekirdi. Ben hep su altının renkli dünyasını merak ederek büyüdüm. Gün geldi bu konuyu araştırmaya başladım ve yaşadığım şehir deniz şehri değildi, ama dalgıçlık eğitimi veren yerler vardı ve ben bir tanesine karar vererek önce teknik anlamda eğitim almaya başladım. Bu eğitim bana su altına olan merakımı giderecek rotaları çizmemde yardımcı oldu.
Su altı fotoğrafı sizin için ne anlam ifade ediyor?
Su altında aradığım ve bulduğum özgürlük ve huzurun belgesi su altı fotoğraflarım. Çektiğim fotoğraflarla su altının enginliğinden sadece bir an bir kesit aldığımı hissediyorum, doğasını, özgürlüğünü ve huzurunu bozmadan. Ayrıca yeryüzünde bulamadığınız göremediğiniz renkleri yansıtır su altı dünyası, renklerin deniz canlıları üzerinde bir araya gelişindeki ince ayrıntı büyüler insanı. Mavi suların bu renkler üzerindeki belirleyiciliğini, başkalaştırıcılığını başka bir yerde tecrübe edemezsiniz. Bir düzen ve ahenk vardır su altında. Şu anlatmak istiyorum, doğa ve düzenin insan elinin ulaşmadığını bir şekilde dengelerini bozamadığı tek yer gibidir su altı. Bu nedenle de çektiğim her su altı fotoğrafımda, özgürlüğü, huzuru ve bu enderliği yeniden yaşamaya ve yaşatmaya çalışırım.
Ankara gibi bir yerde yaşıyorsunuz. Neden farklı kompozisyonlar değil de su altında çekimler yapıyorsunuz?
Fotoğrafçılıkta yaşadığınız yere karşı hissettikleriniz size bir yön verebilir, bana da verdi muhakkak, ama Ankara’nın denize uzak olması benim de uzak olacağım anlamına gelmedi. Ben hem dalışı hem de fotoğrafçılığı amatör bir ruhla ama profesyonel düşünerek yapmayı arzu ediyorum. Bu nedenle de denizin bana uzaklığı değil, benim ona yakın olmak arzum yöneltiyor beni su altına ve fotoğraf dünyasına.
Fotoğraf tutkunuz ne zaman başladı?
On altı yaşımda Zenit marka bir fotoğraf makinesi almıştım. Ki çevremdeki kimse bu makine hakkında bir şey bilmiyordu. Kurcalayarak fotoğraflar çektim önce, üstelik bazı fotoğraflarımı tab ettirdiğimde ben bile ne çektiğimi anlamamıştım. Sonraları aile fotoğrafları çekmeye başladım, ama her mekânda her konumda. Bu durum uzunca bir süre böyle devam etti. İş hayatına atılınca daha teknik donamıma sahip fotoğraf makineleri almaya başladım ve bu işi profesyonelce yapmaya çabaladım. Tutku dediniz, bu tutku hakikaten de, bu tutkum su altı fotoğrafçılığıyla devam etti. Hani demiştim ya! Bir özgürlük ve huzur arayışının adresi su altı diye, ilk daldığım gün su altıyla tanışıp, bunu kesinlikle görüntülemeliyim dedim, o yüzden de dalmakla başladı su altı fotoğraf tutkum.
Ailenizin fotoğrafa bakış açısı nedir? Başarılı bir fotoğrafçısınız. En büyük destekçiniz aileniz mi?

En büyük destekçim ailem, çünkü çoğu zaman birlikte geçireceğimiz zamanlardan çalıyorum, buna rağmen fotoğraf çekme ve dalış tutkumu yaşarken bedensel ve ruhsal dinginliğim aile ilişkilerimi de çok olumlu yönde etkiliyor. Ayrıca oğlum sekiz yaşında ama o da ve eşim de fotoğrafa ve dalışa ilgililer ve teknik anlamda da bana yardım ve destekleri olur. Bu açıdan kendimi şanslı bulurum, bu destek beni daha da yaratıcı kılıyor şüphesiz.
Türkiye'deki fotoğrafçıların çektikleri fotoğrafları sergileme ve kitaplaştıramama sorunları var, bunu neye bağlıyorsunuz?
Öncelikle Türkiye’de “hobi”, “uğraş”, gibi kavramlar çok soyut. Şu uyarıyı çok duymuşuzdur çocukken ailelerimizden; “resim yapacağına toplama, çıkarma yap” gibi. Gerçi bu bakış açısı değişime uğradı, bizim çocuklarımızın dünyalarını yansıtmalarına daha ılımlı bakılıyor artık, ancak yaştaşlarımız da bana katılacaktır, bizler kendimizi yansıtan uğraş ya da hobilerle otuzlu yaşlarda tanıştık ve kendimizi keşfedebildik. Bence bu nedenlere bağlı olarak da üretmeye başlamanın gecikmişliği var. Diğer açıdan da fotoğrafçılık arzu ve heves yanında teknik bir bilgi birikimini gerektiriyor. Bu konuda destek olan kuruluşlar az ve de yaygın değil, ki sayıca az da olsa bu kuruluşlar hakikaten bu konuya çok önem veriyorlar ve kişileri fotoğrafçılıkla tanıştırmak için çok caba harcıyorlar, ama ulaşılabilen kişi sayısı sınırlı kalıyor. Diğer yandan çekilen fotoğrafları sergilemek ya da kitaplaştırmak mali açıdan da oldukça fazla bir yük getiriyor. Eğer mesleğiniz fotoğrafçılık ise bu imkânlara ve desteklere ulaşmanız belki mümkün olabilir, ama eğer “hobi” mantığıyla yapıyor iseniz bu durum oldukça zor. Çünkü “hobi” yaklaşımına olduğu gibi “amatör” çalışmalara olan kamu oyu desteği oldukça yetersiz. “Amatör” olarak yapılan pek çok iş eş dost ya da ortak iş kotarma mantığıyla çözülüyor.
Türkiye'deki fotoğrafçıların sorunları nelerdir?
Sorunlar nelerdir sorusuna verilecek pek çok cevap var, ama ben iki açıdan özetleyeyim sorunları; birincisi fotoğrafçılık pahalı bir uğraş. Daha sonra değineceğiz galiba, ama fotoğrafçılıkta teknoloji çok hızlı ilerliyor, sizde bu gelişime ayak uydurmak zorunda hissedebiliyorsunuz kendinizi. Ancak illaki iyi fotoğraf çekmek için çok kalite bir makineniz de olması gerekmiyor bana göre, fotoğraf çekmek sizin ve hisselerinizin bir ürünüdür sadece diye düşünüyorum. Bu kişisel anlamda karışılacağınız sorunlardan sadece birisi. Diğer konu fotoğraf eğitimi veren kurum ve kuruluşların yaygınlığı ve eğitimin yeterliliği noktasında karşılaşılan sorunlar. Bu eğitimleri yaygınlaştırmak gerekli ve yeterlilik noktasında bir standart gerekli. Karşılaşılan diğer bir konu fotoğrafçılara bakış açısı. İnsanlar fotoğraf makinesine karşı tepkili olabiliyorlar, görüntü almak noktasında engellerle karşılaşıyorsunuz çoğu zaman. Bu yüzden de fotoğrafçılığın günlük hayatın içine alınması ve topluma tanıtılması lazım. Biz fotoğrafçılar tekil ya da grup halinde bir fotoğraf çekmeye gittiğimizde çekilecek konu yer, mekan konusunda bir ön çalışma yaparız. Kuralımızı bizden sonra ki fotoğrafçıların daha kolay çalışmaları ve de desteklenmesi için yaklaşımımız ne olmalı açısından kriterlere bağlı olarak oluştururuz. Çünkü daha önce yaşanmış bir olumsuz olay olmuş ise, gidilen bölge de rahat çalışma yapmanız mümkün olamaz. Ya da olumsuz bir olay olmamış dahi olsa insanların fotoğrafçılık konusunda ya hiç bilgileri yoktur ya da yanlış izlenimleri vardır. Bu durumu lehinize çevirmeniz gerekir. Bu nedenle de eğitim kurumlarından başlamak üzere herkese görevler düşüyor, ilk sırada ise yazılı ya da görsel basının bu konuya ciddi yaklaşımları ve destekleri şart diye düşünüyorum.
* Fotoğraf teknolojisi oldukça hızlı bir gelişim içinde ve buna paralel olarak büyük bir değişim gösteriyor. Bunun fotoğraflara yansıması nelerdir?
--- Daha önce kısaca değindim bu konuya, teknolojik gelişme ve hızı artık takip edilemez düzeye ulaştı, hemen hemen her konuda. Teknik gelişmelerin fotoğrafçılığa yansımalarını olumlu karşılıyorum, ama bunun da belli sınırları olmalı, sırf teknik açıdan “iyi” denilsin diye teknolojiyi sonuna kadar kullanmak da etik değil, diye düşünüyorum. Teknolojiyi sonuna kadar kullanan arkadaşlara da saygı duyuyorum tabiî ki.
Türkiye'yi tek fotoğrafla tanımlamaya çalışmak Uluslar arası kamuoyunda hep din motifi kullanılarak yapılıyor. Uluslar arası alanda Türkiye'nin “görsel kodları” nelerdir.
Az önce söylediğim tüm bakış açısı ile bunu anlatmaya çalışıyorum zaten. Fotoğraf eğer belli bir bakış açısı ile ele alınıyor ise, bir noktaya takılır kalırsınız ve indirgemeci olursunuz. Uluslar arası bakış açısı ülkemizin kültürel açıdan aslında nereye konulduğu ve sınırlarının nasıl belirlendiği ile doğru orantılı, bu konu biraz politik bence. Türkiye’nin görsel kodları neler diye bir kısıtlamanın da yanlış olacağını düşünüyorum. Çünkü fotoğraf benim için bir anın o onda size neler hissettirdiği ile doğru orantılı, yani siz nasıl görüyor iseniz öyle yansıtıyorsunuz. Bu açıdan da ben ülkemin görsel kodlarını sıralanamayacak kadar engin ve zengin buluyorum. İllaki bir sınır istenirse “Anadolu” demek yeterli olur benim için.
Devamlı üreten bir fotoğrafçı olduğunuzu biliyoruz? Üretmeyen fotoğrafçılar ile aranızdaki fark nedir?
Üretmek meselesi kişisel bir durum, benim bu konuda aile desteğim var, az önce konuştuk. Bu açıdan zaman kısıtlaması fazlasıyla yaşamıyorum. Ben genelde siz fazla ürettiğimi söylüyorsunuz; fotoğraf makinemi taşıyabildiğim gücü bulduğum her an yanımda taşırım, böyle olunca da illaki bir an yakalayabiliyorsunuz, ayrıca fotoğraf üreteceğim, üretken olacağım diye bir çaba anlamsız. Bazıları var ki bir daha eşi benzeri olamayan kareler yaratırlar ve sonrası gelmeye bilir. Bence üretkenlik, sizin yansıtmak istediğinizi diğer gözlerin de görebilmesi, bunu diğer bakan gözlere ulaştırabilmeniz.
Fotoğraf üzerine projeleriniz nelerdir? Proje planlarken nelere dikkat edersiniz?
Bir proje geliştirmek mali açıdan yetersizliğinize de bağlı, bu konuda destekler alır isem, bazı projelerim var. Plan yaparken de imkan, zaman, teknik donamım ve ruh halimi top yekün organize etmeye çalışırım.
Türkiye'deki fotoğrafçılığın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Ben her konuda iyimserim, gelecek nesil bu konuda daha şanslı bence. El yordamından öte ve yetersizliği giderilmiş bir zeminde bulacaklar fotoğrafçılığı ve de pek çok fotoğraf sanatçısının da yetişeceğinden ümitliyim.
Türkiye'de fotomontaj konusunu etik buluyor musunuz?
Pek değil, amaç sanattan uzaklaşıp, kişisel beklenti ve kişisel çıkar ilişkisine döndüğünde her şey çirkinleşiyor.
Fotoğrafçı arkadaşlarınıza önerileriniz neler olacaktır.
Bol bol fotoğraf çekmelerini öneririm. Deklanşöre basmaktan korkmasınlar, çünkü filmler oniki, yirmi dört ya da otuz altı ile sınırlı değil artık. Çektikleri her fotoğraf onları hayal ettikleri karelere götürecektir.
İKİNCİ BÖLÜM
-Dalgıçlık yapmaktan mutlu musunuz?
Aslında her dalışımda aynı heyecanı yaşıyorum, ilk defa dalıyorum hissini hiç kaybetmedim. Çünkü her dalışınızda yeni bir canlı ve su altı dünyası ile karşılaşmanız kaçınılmaz, bu nedenle de heyecan haliniz hep devam eder. Mutluyum işte bu açıdan her an yenilik duygusu ile karşılaştığım için.
-Dalgıçlıkta nelere dikkat etmek lazımdır?
Bu konuda tıpkı fotoğrafçılık gibi aynı seyir gerekli. Öncelikle iyi bir dalış eğitimi almanız lazım. Sonrasında öğrendiklerinizi uygulamak ve tecrübelerinizi geliştirmek için sık sık dalmak gerekiyor. Bu noktada vurgulamak istediğim bir konu var, dalış bir ekip ruhu ve bilinci ile yapılmalı. Bu yüzden de dalış öncesi hazırlıklardan tutunda ekibiniz ve de su altında badiniz konusunda çok hassas ve dikkatli bir çalışma yapmanız lazım. Tüm kurallara uymak zorundasınızdır su altında, hataya yer yoktur su altında, ancak her dalgıcın tecrübe düzeyine bağlı olarak kişiselleşmiş bir su altı tavrı olabilir. Bu nedenle de dalış öncesi hazırlıklarda grubun tüm açılardan değerlendirilmesi gerekir. Badiniz bu açıdan çok önemli, tecrübe, su altındaki kişisel tavır, ekipman düzeyi gibi kriterleri ortaklaştırıcı bir seçim gerekir. Ayrıca dalış yapılacak bölge, dalış yapılacak tekne ve ekipmanlar çok önemlidir. Dalışta olası bir olumsuzluğu telafi edecek ekipmanların ve eğitimli kişilerin olması gerekir teknede.
-Genç arkadaşlarınıza tavsiyeleriniz nelerdir?
Hiçbir şeyi ilk adımı atmadan bilemezsiniz. Şayet dalgıç olmak istiyorlar ise, bunu yapıp yapamayacaklarını öğrenmeleri için denemeleri gerekir. En önce teknik eğitimi almaları şart. Yaşanılan yerin “su altı” ile yakından ilişkili olması gerekmiyor. Ülkemiz bu konuda çok geniş imkanlara sahip.
-Türkiye'de bu iş yeterince ilgi görüyor mu?
İlgi görmesi meselesi insanımızın günlük yaşamını nasıl geçirdiği ile doğru orantılı. Günümüzde özellikle kentte yaşam çok yorucu geçiyor. İnsanımız biraz olsun nefes alabilmek için bir uğraş içinde. Ben pek çok kişinin giderek su altına meraklandığını görüyorum. Bu durum benim acımdan çok önemli. Çünkü, su altını bir kere bile görse insan, denizlerimizin olması gereken değerde görülmediğini görecektir. Bu beraberinde denizlerin korunması açısından bir bilinçlenmeyi ve çaba göstermeyi zorunlu kılacaktır.
-Türkiye'de dalgıçların genel sorunları nelerdir?
Su altına dalış tarihi açıdan çok eskilere dayanır, hala ülkemizde de bu noktaya takılmışlık var. Dalmak su altından bir şey çıkartmak kadar sığ ve yanlış bir algı ile düşünülüyor. Oysaki su altı bir ülkenin en önemli doğal kaynaklarından bir tanesi. Ki dünyada giderek su altı bir turizm geliri olarak algılanıyor. Ülkemizde bu noktada bir bilinç eksikliği var. Ayrıca dalgıçlık su altına bir saygı kuralı ile başlar. Su altına saygı duymayan bir kişi asla dağlıç olamaz. Su altında tüm değerler oraya aittir ve orada kalmalıdır. Sorunlar noktasında söylenecek pek çok sorun var, tıp ki konuştuğumuz diğer konularda olduğu gibi, bu konuya doğru ve destekleyici bir bakış açısı gerekiyor. Daha fazla yer almalı yazılı ve görsel basında. Çocuklara tanıtılmalı mesela.
—Dünyanın dört bir tarafını dolaştınız. Tavsiye edeceğiniz yerler neresidir...
Su altının zenginliği acısından Hint Okyanusu bana göre en başta geliyor. Kızıldeniz’de bir harika. Su altı turizmi konusunda ilginç ülkeler var; mesela Malezya, Endonezya, Tayland, Mısır bu konuda ciddi yapılanma içindeler. Hem ülkenin su altı değerlerini çok iyi tanıtıyorlar hem de dalış turizmini yaygınlaştırmak için çabalıyorlar.
Sayın Duman, bu güzel sohbet için teşekkür ederim. Tüm fotoğraf ve su altı sevdalılarına sonsuz sevgiler.




